144 yıllık İstanbul Barosu’nda bir ilk yaşanacak mı… Başkan Adayı Filiz Saraç Odatv’ye konuştu

Çoklu baroya karşı ve temsilde adaletsizliği vurgulayan İstanbul Barosu yeni başkan adayı Filiz Saraç, adaletsiz gördüğü kararlara muhalefet şerhi koyduğunu ve karşı çıktığını, Avukatlık mesleğinin ve meslektaşlarının yanında yer aldığını belirtiyor…

Toplumsal davalarda da yurttaşların yanında olduğunu belirten Av. Filiz Saraç, tecrübeyle gençliği buluşturmayı hedeflediğini ve özellikle genç avukatlar için bir çok projeyi hayata geçireceğini vurguluyor. Av. Filiz Saraç Odatv’ye konuştu.

Sayın Saraç, 144 yıllık bir geçmişe sahip İstanbul Barosu’na bakanlığına talip oldunuz. Sizi biraz daha yakından tanıyabilir miyiz?

Marmara Üniversitesi Hukuk Fakültesi mezunuyum. 32 yıldır kesintisiz olarak serbest avukatlık yapıyorum. İstanbul Barosu’nda sırası ile Yönetim Kurulu Üyeliği, Genel Sekreter ve Başkan Yardımcılığı, Türkiye Barolar Birliği’nde Yönetim Kurulu Üyeliği görevlerinde bulundum. Staj Eğitim Merkezi Yürütme Kurulu Üyeliği ve TBB Eğitim Danışma Kurullarında da görev aldım. Üniversitede “Avukatlık Hukuku ve Meslek Kuralları” ve “Uygulamalı Hukuk, Kurgusal Dava” dersleri verdim.

İstanbul Barosu’nda yönetimde bulunan Önce İlke Çağdaş Avukatlar Grubu (Önce İlke ÇAG)’nun kurucularındanım. Nisan ayında yapılan ön seçimi kazanarak başkan adayı oldum. Köy Enstitüsü kökenli öğretmen bir babanın kızıyım.

EN BÜYÜK AMACIM

Çok genç yaştan itibaren Baro ile ilgiliyim, farklı noktalarda birçok görevde bulundum. Bu da çok sayıda meslektaşımı tanımamı sağladı. Yaptığım görevlerde ülkemizin ve dünyanın birçok yerinde farklı kültürleri, meslektaşlarımızı tanıma fırsatım oldu. Yurtdışından etkinliklere gelen avukatlardan ve yurt dışı ziyaretlerimde baroların işleyişini, avukatların çalışma sistemlerini gözlemleme imkânım oldu. Meslektaşlarımla birlikte çalışmayı, üretmeyi seviyorum. Ülkemiz ve mesleğimiz için beraber yapabileceğimiz ve başarabileceğimiz çok iş olduğuna inanıyorum. Değişime ve kendimizi yenilemek gerektiğine inanıyorum. Bunu yaparken geçmişin tecrübesini, tüm görev yapmış meslektaşların deneyimlerini önemsiyorum. Geleceğin avukatlık mesleğini ise geleceğin sahibi olan ve bugün Baromuzun büyük bölümünü oluşturan gençlerle şekillendirmemiz gerektiğine inanıyorum. İstanbul Barosu’nda tecrübe ve gençliği buluşturmak en büyük amacım.

ÇOKLU BARO DAYATMASI

Büyük tepkilere neden olan ‘Çoklu Baro’ya karşı verilen mücadelede de sizi ön safta görmüştük…

“Çoklu Baro” bir dayatmadır. Barolar siyasi iktidarların hukuk büroları değildir. TBB Kurucu Başkanı Prof. Dr. Fahir Erem’in şu sözü çok önemlidir: “Baro kanunla değişebilecek bir müessese değildir. Bu tabii hukuktan gelen bir müessesedir. Bu itibarla istiklali şarttır. İstiklali yok ise Baro da yok demektir. Baro mukaddes müdafaa hakkına bağlıdır. Baro müstakil değil ise müdafaa hakkı ölmüştür.” Bağımsızlık, Barolar ve Avukatlar için vazgeçilmezdir.

Avukatlar bu bölünmeye tepki vermişlerdir. Nitekim bugün numaralı barolar kurulup kurulamadıklarına ilişkin hukuki belirsizlik içinde oldukları gibi, üye sayısı sıkıntısı içindedirler. Kamu avukatlarına yapılan baskılar gündemdedir. Yapılan açıklamalar da numaralı baroların bağımsız olmadığını bir kez daha göstermiştir.

Halen Adli Yardım için getirilen düzenlemede olduğu gibi, her 5 bin nüfus için tespit edilecek puanı üye sayısı katbekat fazla İstanbul Barosu ile numaralı Baro arasında eşit bölüştürülmesi Anayasa’nın 10. maddesinde düzenlenen “eşitlik” ilkesine açıkça aykırı bir düzenlemelerdir. Çoklu Baro sistemini ayakta tutmak için çabalardır. Bu çabalar boşunadır. İstanbul Barosu Genel Sekreteri olduğum dönemde 125. yılında İstanbul Barosu Belgeseli’nin koordinatörlüğünü yapmıştım. Çok sayıda genç meslektaşımla yaptığımız bu çalışmada bir kez daha görmüştük ki; Baronun tarihinin ve saygınlığının temelinde hak ihlali kimden gelirse gelsin mücadele etme ve boyun eğmeme kararlılığı vardır. Bu tarihsel misyonu nedeni ile İstanbul Barosu’na numaralı baro kabul ettirmek mümkün olmamış ve olmayacaktır.

TBB Yönetim Kurulu’nda görevim sırasında da ‘çoklu Baro’ya karşı 4 TBB yöneticisi arkadaşımızla birlikte direndim. Karşı oylarımızı kamuoyunu da açıkladık. Ankara’ya yürüyen Baro Başkanlarımızın sıkıntı ile karşılaşabileceklerini düşündüğüm için bir gece önce İstanbul’dan geldim ve o sabah karşıladım. Önlerine kurulan barikatta yanlarında oldum. Tarihi bir mücadele verildi ve bu mücadelede Baro Başkanlarımızla omuz omuza olmaktan onur duyuyorum. Bu hatalı düzenlemelerin parlamenter sisteme geçilmesiyle kaldırılacağını düşünmekteyim.

KADER DEMEK KOLAYCILIK

Karadeniz’de birçok ilimizde sel felaketleri yaşandı. Büyük zararlar meydana geldi. Afetlerle ilgili konularda yurttaşların yanında yer aldığınızı yazılı ve görsel basından da biliyoruz. Burada bir parantez açıp toplumsal meselelere ilişkin verdiğiniz hak ve hukuk mücadelelerinden bahsedebilir misiniz?

Karadeniz bölgemizde yaşanan sel felaketi nedeniyle yurttaşlarımıza geçmiş olsun dileklerimi iletiyorum. Yöneticilerin selin afete yol açmasını engellemeyip sonra da ‘kader’ demeleri kolaycılıktır. Afet doğan zararlı sonucun adıdır. Zararlı sonuçların doğmaması, afete dönüşmemesi öncesinde alınması gereken tedbirlerle sağlanabilir.

17 Ağustos Depreminde 9 yıllık bir avukattım. Herkes gibi beni de derinden üzmüştü. Tekrar aynı acıların yaşanmaması için ‘hukukçular ne yapabilir?’ diye düşündüm. Bu süreçte 198 ölüm ile en çok can kaybının yaşandığı dosyada depremzedelerin avukatlığını yaptım. Uzun yıllar davayı takipte amacım; sorumlular belirlenirse bir daha aynı ihmallerin yaşanmayacağına dair umudumdu. 2015 yılında karara bağlanan ‘Özel X Türkiye davası’ olarak bilinen bu dava için Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM)’ne başvurduk. Hak ihlali kararı verildi. “Sağlıklı çevrede yaşam hakkına” ilişkin bu karar AİHM’de afetlerdeki kriter kararlardan ve deprem ile ilgili ilk karar oldu. Özellikle İdarenin afetlerin önlenmesinde seyirci kalamayacağı, afet öncesinde önlenmesine yönelik gerekli önlemlerin alınmasına ilişkin dikkat çekici yönler içermekteydi.

Afet konusunun hukuk alanında bilinmemesi, gelişmemesi nedeniyle dosyayı savunabilmek için konu üzerine çalışmalar yaptım. Acil Durum ve Afet Yönetimi bölümünü bitirdim. Yüksek lisans tezim ‘Ceza hukukunda bina çökmeleri’ydi. Kitap olarak da yayınlandı. Sonrasında deprem hukukuna ilişkin eğitim amaçlı kitap çalışmam oldu. Afetler üzerine çok sayıda panel, konferans çalışmalarına katıldım. Heyelanlar,seller konusunda çalışmalarım oldu. Baro adına da Bingöl depremi, Elazığ depremi, Pamukova tren kazası dahil benzer konularda yerinde tespit ve incelemelerde bulundum.

Yakın zamanda kurucusu ve Onursal Başkanı olduğum Kamu Yararını Savunma Derneği olarak Düzce seline ilişkin suç duyurularında bulunduk. Yakacık’ta İstanbul’un akciğerleri olarak bilinen Aydos Ormanlarının imara açılmasına karşı açtığımız davada imar planı iptal edildi ve geçtiğimiz ay karar Danıştay’dan geçerek onandı.

Kaz Dağları’nda madenlerin açılmasına ilişkin Barolarımızın yaptığı yürüyüşte vardım.
Temel haklarla ilgili konularda gerek yüksek lisans düzeyinde gerek TBB nezdinde ‘Anayasa Bireysel Başvuru Projesi’ kapsamındaki TBB adına Barolar nezdindeki çalışmaları yürüttüm.

Avukatlık Kanunu’nda Baroların insan haklarına işlerlik kazandırmalarına ilişkin görevleri bulunmaktadır. Afete açık ülkemizde bugünde yeşil her yerde katledilmekte, plânsız yerleşme ile insan canı hiçe sayılmaktadır. Yeni dönemde Baromuzda “sağlıklı çevrede yaşam hakkı”nın daha da geliştirilerek çalışmalar yapılmasının, çevre avukatlarının sayısının artırılmasının teşvik edilmesi gerektiğine inanıyorum.

KADIN CİNAYETLERİ MESAJI

-Şiddet olaylarının toplumda giderek arttığı görülüyor. Hem kadına yönelik şiddet hem de çeşitli meslek gruplarına ve avukatlara yönelik şiddet artıyor…

Şiddet toplumsal kanayan bir yara. Şiddet olağan karşılanabilecek bir olgu değildir. Bunun için de önce ülkeyi yönetenlerin söylem ve eylemlerinin şiddeti özendirmeyecek şekilde olması gerekir. Kadına karşı şiddetin önlenmesi için siyasi irade ve etkin uygulama gerekli. Bunu yapmak bir yana uygulamada uzaklaştırma kararlarının süresi kısıtlandı. Kadın cinayetleri sürekli gündemde ama şiddetin önlenmesinde bir rehber olan İstanbul Sözleşmesi’nden çıkıldı. Danıştay’daki ilk duruşmasına da katıldım. Ülkenin dört bir yanından gelen STK’lar, her görüşten kadınlarımız tek sesti.
Yasal mevzuat ve bunu bilmek de yetmiyor. Diyarbakır’da eşi tarafından öldürülen meslektaşımız Av. Müzeyyen Boylu’nun duruşmalarına da katıldım. Merhum meslektaşımız olaydan önce uzaklaştırma kararlarını almış, ilgili mercilere başvurmuştu. Tuzla’da katledilen Av. Dilara Yıldız meslektaşımız da benzer biçimde son ana kadar tehlikenin farkında olunan olaylardı. Kadın cinayetlerinde ve şiddetin önlenmesinde olaydan önce uygulanan tedbirler etkin nitelikte olmalıdır.

Öte yandan polis şiddeti ile beli sakatlanan meslektaşımız Av. Zeycan Balcı’nın da 2016 yılından beri davasının karara bağlanmaması, şiddet uygulayan hakkında gereken yaptırımın halen uygulanmaması da bu konudaki duyarsızlığın, yaptırımsızlığın ayrı bir örneğidir.

AVUKATLARA SALDIRILAR

Meslektaşlarımıza yönelik saldırılarda yargı organlarının gerekli hassasiyeti göstermemelerini kabul edilemez buluyorum. Meslektaşlarımızı saldırılara karşı korumak idarenin görevidir. Haciz araçlarında polis bulundurulmak zorundadır. Hakim ve savcıların kendilerine yapılan saldırılarda gösterdikleri hassasiyeti kimi zaman meslektaşlarımız için göstermemelerini kabul edilemez buluyorum. Herkesin avukata şiddet gösterildiğinde bunun ağır yaptırımları olacağını, avukatın hasım olmayıp görevini yaptığını bileceği, avukata dokunmayı aklının ucundan bile geçiremeyeceği bir sistem, anlayış hayata geçirilmek zorundadır.

2021 yılında haciz işlemi sırasında şehid edilen Meslektaşımız Av. Ersin Arslan’ın Gebze’deki duruşmalarına TBB adına katıldım. TBB’deki görevimin bitmesinden sonra da yakın zamanda ailesini ziyarete gittim. 26 yaşında hayattan koparılan meslektaşım ve ailesinin acısını tekrar hissettim.

Avukatların ofislerinde her gün şiddet mağdurları için bireysel mesleki mücadele verdiklerini, avukatlık mesleğini aktif yapan biri olarak biliyorum. Bu çabaların daha geniş kapsamda biraraya getirilmesine yönelik çalışmaları artırmalıyız. Baro Başkanı seçilmem halinde, mağduru kimi zaman meslektaşlarımızda olan ve ülkemizde gittikçe artan şiddet sarmalının kalkması yolunda, bu mücadeleyi tüm meslektaşlarımızla omuz omuza yükseltmek ve genişletmek için çaba sarfedeceğim.

GEZİ DAVASI KARARI SİYASİ

Ülkemizde özellikle son dönemde yargıya olan güvenin azaldığı görülüyor. Yargı bağımsızlığı ve yargıya güven konusunda neler söylemek istersiniz?

Hukuk devletinin en önemli unsurlarından biri yargı bağımsızlığıdır. Bağımsız yargı, toplumda adalet duygusunu sağlar. Bu da demokrasinin olmazsa olmaz koşuludur. Yargıya güven ve adil yargılanma; parlamenter bir sistemin varlığını gerektirir. Kuvvetler ayrılığının güçlü bir şekilde uygulanması gerekir.

Liyakate göre hakim ve savcı alımının yapılmadığı, mülakatlarda denetime olanak verecek şekilde yapılmadığı; HSK Başkanının halen Adalet Bakanı ve Müsteşarı olduğu sistemde yargı bağımsızlığından söz edemezsiniz. Nitekim bugün adil yargılanma en çok ihlal edilen temel haktır. Bir süre önce Gezi davası karara çıktı. Kararın hukuki değil, siyasi olması tüm vicdanları rahatsız etti. Nitekim muhalefet şerhi koyan hakimin yeri değiştirildi. Bu süreçte cezaevinde iki defa ziyaretine gittiğim meslektaşlarımızdan Av. Can Atalay’ın da aralarında bulunduğu sanıkların yargılandığı davada verilen kararda, adil yargılanmanın olmadığına dair genel kanı hukuk devletinden hızla uzaklaştığımızı gösteriyor.

Öte yandan ÇYDD’ye karşı kurulan FETÖ kumpasında rol alanların yargılandığı dava için birkaç gün önce Silivri’deydim. Bu derneğin aynı zamanda Maltepe Şubesi Onur Kurulu Üyesiyim. Dün adil yargılamayanların bugün yargılanıyor olmaları, aslında adil yargılanmaya ilişkin evrensel ilkelerden yargının asla vazgeçmemesi gerektiğini göstermektedir.

Tarafsız ve bağımsız bir yargı için öncelikle ülkeyi yönetenlerin, hukuk devletine, hukukun üstünlüğüne inanan ve bunu içselleştiren bireyler olmaları gerekir. Hâkim ve savcılar siyasi iradeden bağımsız karar verebilmeli, bu bağımsızlık yasal düzenleme ve uygulama ile güvence altına alınmalıdır.

GENÇ AVUKATLAR UMUTSUZ

Yargı sisteminde hak mücadelesini veren öncelikle avukatlardır. İşte bu sebeple yargının güvenilir hale gelmesi, avukatın saygınlığının arttırılması ve avukatlık mesleğinin sorunlarının çözülmesi gerekmektedir. Yargısına güvenilmeyen bir ülkede maalesef demokrasinin ve insan haklarının varlığından söz etmek de zordur. Sayıları sürekli artan hukuk fakülteleri, avukatsız savunma isteyen anlayış, iş alanlarının genişletilmemesi, ekonomik ve sosyal zorluklar özellikle genç avukatların geleceğe dair umutlarını yitirmesine neden oluyor. Genç meslektaşlarımızın intihar haberlerini duymak bizleri derinden yaralıyor, üzüyor. Stajyer ve genç avukatlarımızın ekonomik ve sosyal sorunlarına bir an önce çözüm bulunmalıdır. Önceliğimiz ve taleplerimiz bu yönde olacaktır.

HEDEF GÜÇLÜ BARO

56 bin üyesi bulunan İstanbul Barosu’nun başkanlığı zor bir görev değil mi?

Bu zor ama son derece onurlu bir görev. Meslektaşlarımla üreteceğimiz yeni fikirleri düşünmek ve bunları yapacak olmak düşüncesi beni heyecanlandırıyor. Bu kadar büyük bir yapının doğru organizasyonunu sağlamak ve her bir meslektaşı enerji ve ilgi alanlarına göre yönlendirebilmek, meslek ve meslektaş için hedefler koyarak beraber yürümek gerektiğine inanıyorum. Yıllardır bir arada olduğum meslektaşlarımı seviyorum ve inanıyorum. Sürekli yanlarında hissedecekleri güçlü bir Baro hedefimiz. Mesleğin saygınlığını sağlamak, işlerini yaparken hak ettikleri saygıyı görmelerini temin etmek, yönetmeye talip olanların meslektaşlarımıza borcudur. Ama bunun tüm meslektaşlarımızla birlikte yapılabileceğine, bu nedenle meslektaşlarımızın Baro’daki faaliyetlere daha fazla katılmalarını sağlayacak çözümleri sunmak gerektiğine inanıyorum. Son Genel Kurul seçimlerine katılımın düşüklüğü bu yöndeki sorunun başka bir göstergesidir.

Zaman değişiyor ve Baro’nun gelişen dünyaya göre, Avukatlık mesleğinin saygınlığı ve gücü de artırılarak şekillenmesi gerektiği bir gerçek. Mesleği seçmemde etkili olan, staj yaptığım merhum Av. İsmet Özkan’a hukuk fakültesini seçmeden önce hukukçu olmak istediğimi söylediğimde, “Hukuk her kapıyı açan anahtardır” demişti. Dünyada ve ülkemizde çok şey değişti, ancak hukuk alanı için bu söz bence değişmedi. Zaman geçtikçe bu sözün haklılığını yaşayarak gördüm. Hukuk fakültelerinden mezun olan hukukçuların memleketin her kademesinde çok çeşitli görevleri üstlenebileceklerini ve katkı sundukları her işin daha düzgün ve ciddiyetle yapılacağını düşünüyorum. Bu noktada Avukatların iş alanlarının genişletilmesine yönelik düzenlemeler ve uygulamaların da gerektiğini belirtmek istiyorum.

ATATÜRK VE CUMHURİYET

Geleceğin projelerini, geleceği inşa edecek genç meslektaşlarımla plânlamak ve yapmak istiyorum. Bugün bir kadın avukat olarak görev yapabiliyor ve meslek örgütümde bir yerlere talip olabiliyorsam, Büyük Önderimiz Atatürk’ün ve Cumhuriyet’in kazanımları sayesindedir.

Kendimi Cumhuriyetimize karşı borçlu hissediyorum. Kurumsal işleyişte ve bireysel olarak duyarlı olduğum kırmızı çizgilerim var. Aslında bu Başkan adayı olduğum Önce İlke Çağdaş Avukatlar Grubu’nun da kırmızı çizgileridir; gericilik ve bölücülüğe karşı durmak!

Hedefim çok çalışarak ve tüm meslektaşlarımla mesleği ve meslektaşı ileriye taşımak, mesleğe hak ettiği saygınlığı kazandırmak, meslektaşın yanında ve ait hissettiği güçlü Baro’yu hep birlikte heyecanla yaratmaktır.

Related Posts

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.