10 BESLENME EFSANESİ | Bu bilgiler hayatı olumsuz etkiliyor, uzmanlar “Artık bunlar ortadan kalksın” diyor

7

Efsane 1: Taze meyve ve sebzeler her zaman konserve, dondurulmuş veya kurutulmuş çeşitlerden daha sağlıklıdır.

‘Tazenin en iyisi’ olduğuna dair süregelen inanca rağmen, araştırmalar dondurulmuş, konserve edilmiş ve kurutulmuş meyve ve sebzelerin de en az tazeleri kadar besleyici olabileceğini ortaya koyuyor.

Harvard T.H. Chan Halk Sağlığı Okulu’ndan Profesör Sara Bleich, “Bunlar aynı zamanda para tasarrufu sağlayabilir ve evde her zaman meyve ve sebze bulunmasını sağlamanın kolay bir yolu olabilir. Bazı konserve, dondurulmuş ve kurutulmuş çeşitler ilave şeker, doymuş yağ ve sodyum gibi sinsi bileşenler içeriyor. Bu nedenle beslenme etiketlerini okuduğunuzdan ve bu bileşenleri minimumda tutan ürünleri tercih ettiğinizden emin olun” dedi.

Efsane 2: Tüm yağlar kötüdür.

1940’ların sonlarında yayınlanan çalışmalar yüksek yağlı diyetler ile yüksek kolesterol seviyeleri arasında korelasyon bulduğunda, uzmanlar diyetinizdeki toplam yağ miktarını azaltmanız halinde kalp hastalığı riskinizin azalacağını düşündüler.  1980’lere gelindiğinde doktorlar, federal sağlık uzmanları, gıda endüstrisi ve haber medyası düşük yağlı bir diyetin herkese fayda sağlayabileceğini bildiriyordu, ancak bunun kalp hastalığı veya aşırı kilolu veya obez olma gibi sorunları önleyeceğine dair kesin bir kanıt yoktu.

U.C.L.A. İnsan Beslenmesi Merkezi’nde tıp doçenti olan Dr. Vijaya Surampudi, sonuç olarak yağların kötülenmesinin birçok insanı ve gıda üreticilerini yağdan alınan kalorileri beyaz un ve ilave şeker gibi rafine karbonhidratlardan alınan kalorilerle değiştirmeye yönelttiğini söyledi.

Gerçekte tüm yağların kötü olmadığını belirten Dr. Surampudi, “Doymuş ve trans yağlar da dahil olmak üzere bazı yağ türleri kalp hastalığı veya felç gibi rahatsızlıklara yakalanma riskinizi artırabilirken, tekli doymamış yağlar (zeytin ve diğer bitkisel yağlarda, avokado ve bazı kuruyemişlerde ve tohumlarda bulunur) ve çoklu doymamış yağlar (ayçiçeği ve diğer bitkisel yağlar, ceviz, balık ve keten tohumlarında bulunur) gibi sağlıklı yağlar aslında riskinizi azaltmaya yardımcı olur” dedi ve ekledi:

“İyi yağlar aynı zamanda enerji sağlamak, önemli hormonları üretmek, hücre fonksiyonlarını desteklemek ve bazı besin maddelerinin emilimine yardımcı olmak için de önemlidir. ‘Yağsız’ etiketli bir ürün görürseniz, otomatik olarak sağlıklı olduğunu varsaymayın. Bunun yerine, basit içerikli ve ilave şeker içermeyen ürünlere öncelik verin.”

Efsane 3: ‘Alınan kalori ve harcanan kalori’ uzun vadeli kilo alımındaki en önemli faktördür.

Yaktığınızdan daha fazla kalori tüketirseniz muhtemelen kilo alacağınız doğrudur. Ve tükettiğinizden daha fazla kalori yakarsanız, muhtemelen kilo verirsiniz, en azından kısa vadede.

Ancak araştırmalar, daha fazla yemenin aşırı kilolu veya obez olmakla sonuçlanan sürekli kilo alımına neden olacağını göstermiyor. Tufts Üniversitesi’nde kardiyolog ve tıp profesörü olan Dr. Dariush Mozaffarian, “Daha ziyade, yediğimiz yiyecek türleri bu koşulların uzun vadeli itici gücü olabilir. Rafine nişastalı atıştırmalıklar, tahıllar, krakerler, enerji barları, unlu mamuller, gazlı içecekler ve tatlılar gibi ultra işlenmiş gıdalar, hızla sindirildikleri ve kan dolaşımını karaciğer tarafından yağa dönüştürülen glikoz, fruktoz ve amino asitlerle doldurdukları için kilo alımı için özellikle zararlı olabilir. Bunun yerine, sağlıklı bir kiloyu korumak için gereken şey, kalori saymaktan genel olarak sağlıklı beslenmeye öncelik vermeye geçmektir” ifadelerine yer verdi.

Efsane 4: Tip 2 diyabetli kişiler meyve yememelidir.

Bu efsane, yüksek şeker ve düşük lif içeriği nedeniyle kan şekeri seviyesini yükseltebilen meyve sularının bütün meyvelerle karıştırılmasından kaynaklanıyor.

Ancak araştırmalar durumun böyle olmadığını ortaya koyuyor. Örneğin bazı çalışmalar, günde bir porsiyon tam meyve, özellikle yaban mersini, üzüm ve elma tüketenlerin Tip 2 diyabet geliştirme riskinin daha düşük olduğunu gösteriyor. Diğer araştırmalar ise, halihazırda Tip 2 diyabetiniz varsa, tam meyve yemenin kan şekerinizi kontrol etmeye yardımcı olabileceğini ortaya koyuyor.

San Francisco’daki Kaiser Permanente’de dahiliye uzmanı olan Dr. Linda Shiue, bu efsaneyi yıkmanın zamanı geldiğini söyledi ve Tip 2 diyabet hastaları da dahil olmak üzere herkesin meyvelerdeki lif, vitamin, mineral ve antioksidanlar gibi sağlığı geliştiren besinlerden faydalanabileceğini ekledi.

Efsane 5: Bitkisel süt, hayvansal sütten daha sağlıklıdır.

Yulaf, badem, pirinç ve soyadan yapılanlar gibi bitki bazlı sütlerin inek sütünden daha besleyici olduğuna dair bir algı var. Arizona Eyalet Üniversitesi’nde sürdürülebilir gıda sistemleri profesörü olan Kathleen Merrigan, “Bu doğru değil” dedi ve şu bilgileri verdi:

“Proteini düşünün; tipik olarak inek sütünde fincan başına yaklaşık sekiz gram protein bulunurken, badem sütünde genellikle fincan başına yaklaşık bir veya iki gram, yulaf sütünde ise genellikle fincan başına yaklaşık iki veya üç gram protein bulunur. Bitki bazlı içeceklerin besin değerleri farklılık gösterebilir ancak birçoğunda inek sütünden daha fazla ilave bileşen (sodyum ve ilave şeker gibi sağlığa zararlı maddeler) bulunabiliyor.”

Efsane 6: Beyaz patatesler sağlığa zararlıdır.

Patates, yüksek glisemik indeksi yani kan şekerinizi yükseltebilecek hızlı sindirilebilir karbonhidratlar içermesi nedeniyle beslenme camiasında sıklıkla kötüleniyor.

Ancak Johns Hopkins Center for a Livable Future’da gıda toplulukları ve halk sağlığı program sorumlusu olan Daphene Altema-Johnson, patatesin aslında sağlık için faydalı olabileceğini söyledi, “Özellikle kabuğuyla birlikte tüketildiğinde C vitamini, potasyum, lif ve diğer besinler açısından zengindir. Ayrıca ucuzdurlar ve yıl boyunca marketlerde bulunabilirler, bu da onları daha erişilebilir kılar. Daha sağlıklı hazırlama yöntemleri arasında kavurma, fırınlama ve haşlama yer alır” dedi.

Efsane 7: Çocuklarınıza yaşamlarının ilk birkaç yılında asla yer fıstığı ürünleri yedirmemelisiniz.

Yıllar boyunca uzmanlar yeni ebeveynlere çocuklarının gıda alerjisi geliştirmesini önlemenin en iyi yolunun, yaşamlarının ilk birkaç yılında onlara yer fıstığı veya yumurta gibi yaygın alerjen gıdaları vermekten kaçınmak olduğunu söyledi. Ancak şimdi alerji uzmanları, yer fıstığı ürünlerini çocuğunuza erken yaşta vermenin daha iyi olacağını söylüyor.

Bebeğinizde şiddetli egzama veya bilinen bir gıda alerjisi yoksa, yer fıstığı ürünlerini (sulandırılmış yer fıstığı ezmesi, yer fıstığı pufları veya yer fıstığı tozları gibi, ancak bütün yer fıstığı değil) bebeğiniz katı gıdaya hazır olduğunda, yaklaşık 4 ila 6 ayda vermeye başlayabilirsiniz.

Northwestern Feinberg Tıp Fakültesi’nde pediatri profesörü ve Gıda Alerjisi ve Astım Araştırma Merkezi direktörü olan Dr. Ruchi Gupta, “Haftada iki ila üç kez su, anne sütü veya mama ile karıştırılmış iki çay kaşığı pürüzsüz fıstık ezmesi ile başlayın” dedi ve ekledi:

“Bebeğinizde şiddetli egzama varsa, yer fıstığı ürünlerine 4 ay civarında başlama konusunda önce çocuk doktorunuza veya bir alerji uzmanına danışın. Gıda alerjilerini önlemek için bebeğinizi yaşamının ilk yılında çok çeşitli bir diyetle beslemeniz de önemlidir.”

Efsane 8: Bitkilerdeki protein eksiktir.

Stanford Üniversitesi’nde beslenme bilimcisi ve tıp profesörü olan Christopher Gardner, vejetaryenlere sorulan bir numaralı sorunun “’Proteini nereden alıyorsun?” sorusu olduğundan bahsetti.

“Efsane, bitkilerde proteinlerin yapı taşları olarak da bilinen bazı amino asitlerin tamamen eksik olduğudur” diyen Gardner, gerçekte tüm bitkisel gıdaların dokuz temel amino asit de dahil olmak üzere 20 amino asidin tamamını içerdiğini; aradaki farkın, bu amino asitlerin oranının hayvansal gıdalardaki amino asitlerin oranı kadar ideal olmaması olduğunu söyledi. Bu nedenle, yeterli bir karışım elde etmek için gün boyunca fasulye, tahıl ve fındık gibi çeşitli bitki bazlı yiyecekler yemeniz ve yeterli miktarda toplam protein tüketmeniz gerekir.

Efsane No. 9: Soya bazlı gıdalar tüketmek meme kanseri riskini artırabilir.

Soyada bulunan ve izoflavon adı verilen yüksek dozdaki bitki östrojenlerinin hayvan çalışmalarında meme tümör hücresi büyümesini uyardığı bulundu.

Harvard TH Chan Halk Sağlığı Okulu’nda beslenme ve epidemiyoloji profesörü olan Dr. Frank B. Hu, “Ancak bu ilişki insan çalışmalarında kanıtlanmamıştır. Şimdiye kadar bilim, soya tüketimi ile insanlarda meme kanseri riski arasında bir bağlantı olduğunu göstermiyor. Bunun yerine, tofu, tempeh, edamame, miso ve soya sütü gibi soya bazlı yiyecek ve içecekleri tüketmek, meme kanseri riski ve hayatta kalmaya karşı koruyucu bir etkiye bile sahip olabilir” dedi ve şunları söyledi:

“Soya gıdaları aynı zamanda yüksek kaliteli protein, lif, vitamin ve mineraller gibi kalp hastalığı riskinin azaltılmasıyla ilgili faydalı besinlerin bir güç merkezidir. Araştırma net: Soya gıdalarını diyetinize dahil ederken kendinize güvenin.”

Efsane 10: Temel beslenme tavsiyeleri sürekli değişiyor; hem de çok fazla.

New York Üniversitesi’nden Profesör Dr. Marion Nestle, durumun böyle olmadığını söyledi. “1950’lerde obezite, Tip 2 diyabet, kalp hastalıkları ve benzerlerinin önlenmesine yönelik ilk beslenme önerileri, kalorilerin dengelenmesini ve doymuş yağ, tuz ve şeker oranı yüksek gıdaların en aza indirilmesini tavsiye ediyordu” diyen Dr. Marion Nestle ekledi:

“Evet, bilim gelişiyor, ancak temel beslenme kılavuzu tutarlı kalmaya devam ediyor. Yazar Michael Pollan’ın yedi basit kelimeye indirgediği gibi: ‘Yemek yiyin. Çok fazla değil. Çoğunlukla bitki.’ Bu tavsiye 70 yıl önce de işe yarıyordu ve bugün de işe yarıyor.”

New York Times’ın ’10 Nutrition Myths Experts Wish Would Die’ başlıklı haberinden derlenmiştir.

Mehmet Şimşek